Posts

Konuşan benken dinleyen kim?

Image
Bir süredir yazamıyordum malum hamilelik sonrası yeni bir insan ile yaşamaya alışma çabaları… beş ay bitti bile ve kızım halen çok küçük olsa da kocaman bir yol kat ederek 29 Ekim 2025 doğduğu günden bu yana oldukça büyüdü.  Hamilelik ve sonrasında annenin beyninin ciddi bir miktarını kullanmaya kapattığı söyleniyor. Daha doğrusu preferal korteks yani muhakeme yeteneği çalıştırmak yerine daha aktif bir amigdalala sürekli bir risk değerlendirme ve kaç savaş modunda yaşamaya çalışıyor. Bu da takdir edersiniz ki sanata, edebiyata ya da bilime olan ilginin nispeten düşmesine ve beyni zorlamayan daha basit ve gündelik aktivitelerle hayatı bir süreliğine idame ettirmeye meylettiriyor.  Uzun süredir meditasyon yaptığım için ve hamilelik ve sonrası düzenleme meditasyonlarımı olabildiğince devam ettirdiği için prefrontal korteksi ortalama bir hamile/anneden belki birtık daha aktif tuttuğum söylenebilir. Biraz uzun bir girizgah oldu ama bunları neden anlattığıma birazdan geleceğiz. Bebe...

HAMUŞ

Image
Ses sessizlik sayesinde varlığını gösterir. Sesin içinde sessizlik gizlidir. Onun sayesinde ses duyulur, seslerden harfler, harflerden kelimeler, oradan da cümleler ve dolayısıyla iletişim başlar . Ama her harfin, her kelimenin arkasında sessizlik gizlidir, her notanın bir eş i olduğu gibi. Sessizlikten gelip sessizliğe gittiğimizi düşünüyorum. Ağladığımızda sesimizi verdik dünyaya ve dolayısıyla sessizliği bozduk. Sonra başka sesler bunu takip etti. Önce anlaşılmak istedik ve bunun için sesi heceler halinde çıkarttık, dünyaya gelmemize vesile olanlar bundan çok hoşnut oldular. Biraz daha zaman geçti, heceler kelimelere dönüştü. “Anne” ya da “baba” deyişimiz çok daha büyük sevinçle karşılanınca doğru yolda olduğumuzu anladık. Devam ettik öğrenmeye, cümleler kurduk, şarkılar ve şiirler söyledik. Kelimelerin ve çıkardığımız seslerin bir anlam ifade ettiklerini, anlaşılmak istediğimizden bile sonra anladık. Önce anlaşıldık, sonra da anlaşılmanın ne demek olduğunu anladık. İletişimi öğr...

Ortak Zihin Yoldaşları: Temalı Yalnızlıktan Kurtulmak

Image
  Tek başınalık ve yalnızlık iki ayrı kavram. Dilerim bu yazıyı okuyan herkes öncesinde bu ikisinin ayrımı üzerine bir süre düşünmüştür. Çünkü yazının geri kalanını bu fark üzerine kuracağım. Kısaca bahsetmek gerekirse, tek başınalık ; etrafında “ben” diye tanımladığın bu fiziksel beden/formdan başka kimsenin aynı ortamda olmaması durumudur. Bir tercih sonucu olabilir ya da kısa süreli, geçici bir durum olarak görülebilir. Yalnızlık ise bir histir. Bunun için fiziksel olarak tek başına olabilirsin ama olmayabilirsin de. Malum, “kalabalıklar içindeki yalnızlık” diye şairane tabirler vardır. Yalnızlık, kendini ifade edemediğin ya da ifade etsen de karşı tarafta bir yansımasını göremediğin durumlarda hissettiğin duygudur. Dün bir konuşma sırasında biri bana, hayattaki rol modellerimden veya bana ilham veren kişi ya da gruplardan örnek sordu. Çok düşünmeden aklıma ilk gelen, Ali Atay, Serkan Keskin, Osman Sonant ve Onur Ünlü’den oluşan grubun bir parçası olmak fikri oldu. Sebebi...

Geçmişin Yükü

Image
  Hiç hayatınızdaki insanları, yüzleşmek zorunda kaldığınız duygu ve düşüncelerinizin birer silueti gibi gördüğünüz oldu mu? Ben sanıyorum ki bunu yalnızca imgelemekle kalmadım; gerçekliğiyle yüzleştim.   Meğer uzun zamandır zihnimi meşgul eden, geçmişte bıraktığımı sandığım ama fark etmeden bugüne kadar sürüklediğim bir konu… Daha doğrusu, bir kişiymiş. Calimero’nun içinde “The End” yazan çantasını sürekli yanında taşıyıp içine baktıkça hüzünlendiği o sahne gibi ( https://youtu.be/-ovzN-0hJgI?feature=shared doğru videoyu bulursam ekleyeceğim), ben de aynı yarayı, hep aynı yerinden deşip durduğum bu kişiyle yüzleşmeye mecbur kalmışım sonunda.   Zamanında ona öyle büyük değerler yükleyip öylesine yüceltmişim ki, bir gün aniden hayatımdan çekip gittiğinde, sudan çıkmış balık gibi kala kalmıştım. Üstelik bu şaşkınlık hâli sandığımdan çok daha uzun sürmüş — neredeyse on yıl. Şimdi geriye dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum. İlk başta hissettiğim şey, büyük bir öfke...

Üstün Alaman Kuralcığı

Image
23 Haziran 2025 Pazartesi öğleden sonra, saat 17:45 civarında kalkması planlanan fakat ancak 18:45’te havalanabilen bir uçakla Manchester’dan Münih’e uçtum. Bu, Münih’e ilk uçuşum değildi; ancak ilk kez havaalanından dışarı çıkmak üzere gerçekleştirdiğim bir seyahatti. Aslen 25 dakika mesafedeki, eski mühendislik merkezimizin bulunduğu (halen dev bir bina; birkaç kişi hâlâ çalışıyor) ve yalnızca 5 dakika mesafede, Zülfü Livaneli’nin Serenad kitabında da bahsedilen meşhur toplama kamplarından birinin bulunduğu Dachau’ya gittim. Bir şeyi itiraf etmeliyim: Sanırım Almanlardan daha iyi, sorunsuz ve pürüzsüz bir havaalanı hizmeti sunan başka bir ülke yok. Almanya’daki havaalanlarından daha iyisi olması için, insanı taksiden doğrudan biniş kapısına ışınlaması gerekir; o derece yani. Özellikle Münih Havalimanı bu konuda zirvede. Ne eksik ne fazla — her şey olması gerektiği gibi, tam yerli yerinde. Bu sayede, uçağım rötarlı kalkmış olmasına rağmen neredeyse zamanında havaalanı kapısından ç...

Amca

Image
Amca 18/06/1948- 26/05/2025 Rakı içen, İngilizlerin tabiriyle "silver fox" tipinde, şık ve modern giyimli; kasketleri ve aksesuarlarıyla kendine özen gösterdiği her hâlinden belli… Üstelik yetenekli, anlayışlı ve yakışıklı bir amcaya kim sahip olmak istemez ki? Türkiye'nin öyle bir amcası vardı işte: Hepimizin, bir halkın amcası. Yazları yazlıkta ya da tatillerde karşılaştığın, akşam rakı masalarında bir çocuk olarak senin de bulunmandan rahatsızlık duymayan… Üstelik senin o ilk gençlik aşklarını dinleyip, bir de arkalarına fon olacak şarkılar yazan; nüktedanlığından, hoş sohbetinden sürekli feyz aldığın ve büyüyünce ya onun gibi olmak ya da onun gibisiyle evlenmek hayali kurduğun biri. İşte İlhan Şeşen böyle bir amcamızdı bizim. Tabii her kaybımız gibi, onu da kaybedince anladık büyüklüğünü. Bilsek de zaten oracıkta, hep hayatımızın arka fonunda ya Gündoğarken ile ya da İlhan Şeşen olarak olacağından öyle emindik ki… Hâlâ da öyle olacak; artık fiziksel olarak aramızda ol...

Gelen Giden ve Seyreden

Image
  Gelen Giden ve Seyreden 30/01/2025 Bir gemiydim pupa yelken Altım deniz, başım gök, kendimden emin Seyrederken.. Birden çekiliverdi altımdan deniz Kalakaldım.. Derken bir baktım, Eskisi gibi değil belki fakat Yine de vardım. Öylece durdum ve olmanın tadına vardım. Beni götürenin ben değil deniz olduğunu anlayınca, Kendimden arındım, denize yandım. Dedim ki “meğer önceden ne kadar saftım” Yelkenimle seyrederken sonsuz denizlerde Kendimi öyle güçlü, öyle yenilmez sandım. Oysa deniz ve rüzgarmış beni götüren, Neyse ki geç olmadan uyandım. Ay büyüdü derken tekrar, Yükseldi deniz altımda ve bu sefer bildim. Artık yüklerimden biraz daha arınmış, biraz daha hafiftim. Bir sonraki medcezire kadar hızla yol aldım. Aldığım yoldan kendime pay biçmeyince, manzaranın keyfine daha bir vardım. Sonra cezir , sadece vardım. Sonra med, biraz daha yol aldım. Sonra cezir… Sonra med… Sonra git… Sonra gel… Bir geldim, bir gittim. Bir gittim, bir oldum. Bir oldum, bir vardım. Bir vardım, bir yoktum. Bir...