Geçmişin Yükü


 


Hiç hayatınızdaki insanları, yüzleşmek zorunda kaldığınız duygu ve düşüncelerinizin birer silueti gibi gördüğünüz oldu mu? Ben sanıyorum ki bunu yalnızca imgelemekle kalmadım; gerçekliğiyle yüzleştim.

 

Meğer uzun zamandır zihnimi meşgul eden, geçmişte bıraktığımı sandığım ama fark etmeden bugüne kadar sürüklediğim bir konu… Daha doğrusu, bir kişiymiş. Calimero’nun içinde “The End” yazan çantasını sürekli yanında taşıyıp içine baktıkça hüzünlendiği o sahne gibi (https://youtu.be/-ovzN-0hJgI?feature=shared doğru videoyu bulursam ekleyeceğim), ben de aynı yarayı, hep aynı yerinden deşip durduğum bu kişiyle yüzleşmeye mecbur kalmışım sonunda.

 

Zamanında ona öyle büyük değerler yükleyip öylesine yüceltmişim ki, bir gün aniden hayatımdan çekip gittiğinde, sudan çıkmış balık gibi kala kalmıştım. Üstelik bu şaşkınlık hâli sandığımdan çok daha uzun sürmüş — neredeyse on yıl. Şimdi geriye dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum. İlk başta hissettiğim şey, büyük bir öfkeydi. Ama o öfkenin ardında, bende yarattığı derin bir hayal kırıklığı yatıyordu… ya da ben öyle sanıyordum. O öfkeyle ben de kırıp döktüm, istemediğim sözler söyledim, durumu olduğundan daha kötü hâle getirdim. Her faninin yapabileceği gibi.

 

Sonra büyük bir boşluk dönemi başladı. Öfke, yerini özleme; özlem ise dolaylı bir kıskançlığa bıraktı. Zaman zaman empatiye, zaman zaman yeniden öfkeye sürükleyen bu iniş çıkışlar arasında gidip geldim. Ardından inkâr dönemi başladı — belki de en uzun süren buydu. Onsuz da çok iyi olduğuma kendimi inandırmak için türlü numaralar çektim. Hatta bir süre kendimi ikna etmiş bile olabilirim.

 

 

Ama son zamanlarda, her sabah meditasyonumda ya da rüyalarımda onun tekrar tekrar karşıma çıkması, burada yüzleşmem gereken başka bir şeyin varlığını fısıldıyordu. Önce sabah meditasyonlarıma, onu ve zihnimde yükünü taşıdığım diğer kişileri affetmek için özel bir seans ekledim. Hak verebilmek için bakış açımı değiştirdim, empatiyi sempatiye kadar taşıdım. Hallettiğimi sandım… ta ki düne kadar.

 

Dün, meditasyonda yine aklıma geldi. “Hâlâ mı?” dedim kendi kendime. “Hani halletmiştik?” Sonra Google’da aradım ve Buda’nın şu mantrasına rastladım: Aha khamāmi, tumhehi-pi me khamitabba (“Seni affediyorum; siz de beni affedin.”). Anlamı derinden dokundu. 108 kez tekrar ettim. Ve 108. tekrarın sonunda aydınlanma geldi: Evreka!

 

On yıldır türlü duygularla yüzleştiğim, hem sevip hem de gururumdan sevgimi itiraf edemediğim; kıskançlığımı ve hayal kırıklığımı öfkenin ardına gizlediğim; bazen saldırganlaştığım, bazen yelkenleri suya indirip kapısına gittiğim bu kişi, aslında “geçmişteki ben” özlemimdi. Onu, eski ben ile ilişkilendirmiştim. Bu yüzden davranışları bende bu kadar derin yankı uyandırıyordu. Bazı hâllerini hasetle özlerken, bazılarını hiddetle yargılamam bundandı. Çünkü o, benim geride bıraktığım kozamdı, eksüviyamdı. İçinden çıkmıştım ama bir yandan da başkalaşmaktan korkuyordum. Zira başkalaşmak, geçmişle aramdaki tüm bağları koparmak demekti. Tutunacak başka bir şey göremediğim için, kopmaya cesaret edemiyordum.

Geçmişin yükü ne olursa olsun, yanımda taşımak, ara sıra içine bakıp hüzünlenmek, hatta mutsuz olmak bana daha kolay geliyordu.

 

O ise normal hayatını sürdüren, belki de artık benim gördüğüm gibi bile olmayan (onun da bir metamorfoz geçirmiş olma ihtimali yüksek) ama benim zihnimdeki yansımalarıyla yaşamaya devam eden sıradan bir insan. Ona yüklediğim bunca anlamdan habersiz, kendi yolunda ilerliyor. Belki de benim bu iniş çıkışlarıma, gidiş gelişlerime anlam veremiyor. Belki ben de onun geride bırakamadığı geçmişinin yüküyüm. Kim bilir?

 

Bu farkındalık beni özgürleştirdi. Bir süredir zaten hayatımdaki insanları, duygu ve düşüncelerimin somut formları olarak imgeliyorum. Yazının başında dediğim gibi, onlar kendi başlarına var olan kişiler olsa da, zihnimdeki yansımaları sadece benim tanımımın birer dışavurumu. Bu sayede kadim doğunun, “Dışarıda olan biten hiçbir şey yok; ne oluyorsa içinde oluyor.” sözü yeniden anlam kazanıyor.

 

Dışarıya yansıttığımız bu imgeler, onlara yüklediğimiz anlamlarla birlikte, karşımıza kanlı canlı insan formunda çıkabiliyor. Hatta bazen on yıl boyunca bizi bir döngünün içine hapsedebiliyor. Ne yazık ki bu durum, asıl yüzleşilmesi gereken duyguların üzerini örtüyor. Zihin, sanal problemle uğraşarak, gerçek problemle yüzleşmeyi geciktiriyor.

 

Benim için o gerçek problem; ülkem, ailem, arkadaşlarım, tüm yakınlarım, kültürüm ve geçmiş otuz senemi geride bırakıp bambaşka bir kültürün parçası olmayı seçmiş olmamdı. O yansıma aracılığıyla bu gerçeği erteledim. Çünkü o kişi üzerinden eski kimliğime tutunuyordum. Onu bırakırsam, eski kimliğime dair hiçbir şey kalmayacağından korkuyordum.

 

Oysa insan öğrendiğini unutmuyor. Geriye kalan tek şey bilgi. Zekâ, işe yarayanı yanında tutup, yaramayanla bağını koparabiliyor. Zihin ise seni “korumak” için bir illüzyon yaratıyor ve acı verecek gerçeklerle yüzleşmeni doğru zamana erteliyor. Bu doğru zamanı da, döngülerin farkına varman belirliyor.

 

Size tavsiyem: Dönüp bakın. Geçmişte hesaplaşamadığınız ve zihninizi sürekli kurcalayan şeyler, bazen başka insanlar üzerinden tekrar tekrar karşınıza çıkabilir. İlla on yıl boyunca aynı kişiye takılıp kalmanız gerekmez; bazen zihin, görsel formu değiştirip, karakter özelliklerini aynı tutarak da bunu yapabilir (örneğin sürekli benzer partnerler seçenler).

 

Belki de dışarıda savaş verdiğiniz (Don Quixote’nin Yeldeğirmenleri misali) o insanlar, aslında size kendinizle ilgili ipuçları vermek için, size sizinle ilgili ipuclari verip sizi derinlerde baska bir sorgulamaya goturmek icin oradadır.  Onların yansımalarıyla değil, gerçekte temsil ettikleri duygularla yüzleşmek, bizi özgürleştirecek olan şeydir. Bir kez fark edip o gerçekle yüzleştiğinizde, önünüzde yeniye, iyiye ve güzele açılan kocaman bir alan belirir.

 

Ne dersiniz? Sizin de hayatınızda suçladığınız, mücadele ettiğiniz, kızdığınız, öfkelendiğiniz insanlar var mı? Belki de onlardan bağımsızdır tüm bu hisleriniz. Belki de hayat, o insanlar aracılığıyla size bambaşka bir şey anlatmaya çalışıyordur. Üzerinde düşünmeye değer, değil mi?

 

Asıl güzel olan ise bu yazının bir muhattabının da artık olmayışı… Farkındalık ilüzyonu yok ediyor.

Modern Ezop

Comments

Popular posts from this blog

Amca

Ortak Zihin Yoldaşları: Temalı Yalnızlıktan Kurtulmak