Aşırı Kimyonlu Şehir Marakeş ve Mezarlık Havasındaki Başkent Rabat


 

Fas Turu Notları

"Aşırı Kimyonlu Şehir Marakeş ve Mezarlık Havasındaki Başkent Rabat"

29/03/2025 ile 02/04/2025 tarihleri arasında eşim ile beraber 4 günlük bir Fas turu organize ettik. Bu kocaman ve o zamanki düşüncemize göre oldukça zengin kültürü olan bu ülkeyi 4 günde keşfetmek pek mümkün olmayacağından, bir takım hızlandırılmış turistik aktiviteleri bu ilk gezimizde tadımlık olarak planladık.

İlk gün varır varmaz Agafay çölünde bir gece ile başlayan gezimiz, ertesi gün Marakeş sokaklarını keşfedip akşamında Dar Essalam’da bir müzikli yemek organizasyonu ile devam edecek ve 2 gün boyunca Marakeş'te oldukça güzel bir Riad'da kalıp 3. gün meşhur Majorelle Bahçeleri ile yakındaki müzeleri gezecektik. Yanlış anlaşılmasın, her şey planladığımız gibi oldu. Fakat bir eksikle; bunun içinde kültürden ve duygudan eser yoktu.

Marakeş bizim için kocaman bir hayal kırıklığı oldu. Marakeş balonu daha ilk günden/geceden sokakların pisliğinden, insanların nezaketsizliğinden, hayvanların bakımsızlığından ve şehrin adeta kocaman bir Kapalıçarşı olup sürekli aynı ürünleri fakat bir milyon farklı dükkânda sana satmaya çalışmasından söndü. Üstelik çöldeki satın aldığımız aktivite, Konya Ovası'ndan hallice bir yerde – ama asla çöl olarak sınıflandırılamayacak – kurulan şantiye benzeri bir tatil yerinde kapasitesinden fazlaca turist doldurulmuş, bakımsız develer ile turistlere saati 25 Euro'dan ekstra tur satılan, lokal yemek olarak kuru ve tatsız ama aşırı baharatlı olmayı başarmış fix bir menü ile “müzik eğlencesi” diye aşırı yüksek sesli Arap pop müziği ve aralara serpiştirilmiş bir takım Berberi müzisyenlerin gösterilerinden ibaretti. Ayrıca çölde sessizlik ve sükûnet ile doğayla baş başa olma arzumuz, yüzlerce İspanyol turistin gece yarılarına kadar çadırların yanında yüksek sesle muhabbet etmeleri nedeniyle baltalandı.

İlk aktivitede herhangi bir olumlu taraf bulmamamıza rağmen moralimizi bozmadan şehre döndüğümüzde, burayla ilgili sevdiğimiz en az 3 şey bulmaya karar verdik. Çok şükür kaldığımız Riad çok güzeldi ve sahibi hem çok nazik hem de çok bilgiliydi. Genel olarak ülkede Riad’ların güzel, nezih ve bakımlı olduklarını söyleyebiliriz. Belki de kültüre dair en iyi korunmuş özellik bu Riad kültürü. Çöldeki aktiviteden şehre dönüp Riad’ımıza vardığımızda Riad’ın sahibi Ahmed bizi güzel bir nane çayı servisiyle karşıladı. Bu arada nane çayı da Fas’a dair sevdiğimiz ikinci madde olarak listeye geçti.

Ahmed’den aldığımız tavsiyeler doğrultusunda biraz dinlendikten sonra Ben Yusuf Medresesi’ni gezmeye karar verdik. Gerçekten İslam mimarisine yakışır sadelikte güzel işlemeler ile sade fakat canlı renkler ile yapılmış, aynı zamanda günümüze kadar korunmuş ve restorasyonu da aslına uygun yapılmış bir medrese Ben Yusuf Medresesi. Oldukça beğendik.

Fakat buradan çıkıp tekrar Medina ya da Souk denilen sonsuz kapalı çarşı kısmına döndüğümüzde, sürekli bir şey (ve aynı şeyler) satılması, aşırı yağlı ve baharatlı kokular, daracık sokaklarda yanınızdan sürekli mobiletlerle geçen insanlar ve maruz kaldığınız karbondioksit nedeniyle çok çabuk yorulduk, zihnimiz darmadağın ve karma karışık bir halde akşam yemeği öncesi bir miktar dinlenmek üzere tekrar Riad’ımıza dönmek zorunda kaldık.

Akşam yemeği Dar Essalam denilen oldukça eski ve güzel mimariyle bir yapının içerisinde müzikli şov eşliğinde geleneksel Fas yemekleri şeklindeydi. Mekânın ambiyansı oldukça güzel, Berberi müzik ve dansı bir önceki akşam gördüğümüz rezalete kıyasla oldukça başarılı, dansözler ve dansları oldukça eğlenceli, yemekler sadece tajin ile sınırlı değil ve oldukça lezzetliydi. En önemlisi her şey kimyona bulanmamıştı.

Bu kısımla ilgili söyleyebileceğim tek kötü şey mekânın girişinde 30 dakika sırada beklemek durumunda kalıp (söylenilen zamanda orada olmamıza rağmen) akşam yemeğini neredeyse 21:30’dan sonra yememizdi. Bunun dışında garsonlar çalışkan ve yardımsever, aynı zamanda oldukça eğlenceli insanlardı. Her ne kadar tamamen turistler için düzenlenmiş bir aktivite olsa da ülkenin kültürüne, yemeklerine, müziklerine dair kısa sürede ve güzel bir etkinlikle dâhil olmak için güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Mekânın mimarisi ve dekorasyonu da ayrıca göz zevkine hitap eden bir güzellikteydi. Geceyi riadımızda geçirdik.

Marakeş’te, bir İslam ülkesinde yetişmiş biri olarak oldukça farklı bulduğumuz bir şey, bayram gününün ayın durumuna göre belirleniyor olmasıydı. Biz Marakeş'teyken, Türkiye'de Ramazan Bayramı’nın birinci günüydü. Ancak ay hilal şeklinde görünmediği için Fas'ta bayram bir gün ertelendi ve bizim üçüncü günümüze denk geldi. Böylece, üçüncü günümüzde bayram sabahına uyandık. Yakınımızda bir cami olduğu için sabah ezanından farklı olarak, imamın yüksek sesle dua okuyarak insanları camiye çağırmasını ilginç bulduk.

Bayram sabahının bir başka farkı, sokaktaki herkesin en güzel entarilerini giymiş olmasıydı — hem kadınlar hem erkekler. Şehir bir anlığına daha temiz ve nezih göründü, yalan söylemeyelim.

O gün meşhur Majorelle Bahçeleri’ni, Berberi Müzesi'ni ve Yves Saint Laurent Müzesi’ni gezmeyi planlamıştık. Belirttiğimiz saatte orada olmamıza rağmen, içeri girmek için güneş altında yaklaşık 30 dakika beklemek zorunda kaldık. Bu nedenle gidecek olanlara hazırlıklı olmalarını öneririz. Majorelle Bahçeleri, portakal ağaçları, kaktüsler, begonviller, nilüfer çiçekleri; balıklar, kurbağalar, kaplumbağalar ve kuşlarla oldukça renkli ve bakımlı bir yerdi. Bahçede saat yönünde gezmeniz gerekiyor ve örneğin tuvalete dönmek için bile geri dönmenize izin verilmiyor, aksi takdirde güvenlik sizi uyarıyor. :)

Bahçenin içinde, Berberi kültürüne dair birkaç parçanın sergilendiği küçük bir müze bulunmakta. Giriş için ayrıca bilet almanız gerekiyor. Bence Berberi kültürü gibi zengin bir miras için biraz yetersizdi ama yine de görmeye değerdi.

Sonrasında biraz ilerideki Yves Saint Laurent Müzesi’ne geçtik. Açıkçası bomboş bulduk. Tasarımcıysanız sergilenen kıyafetler ilginizi çekebilir ama genel olarak çok bir şey yoktu. İnsanlar büyük ihtimalle sadece önündeki logoda fotoğraf çektirmek için geliyor. (Biz de çektirdik, ne yalan söyleyeyim.)

Müzenin kendi kafe/restoranında 10 dakika kadar bekledik ama etrafta dolaşan 20 garsondan biri bile bizimle ilgilenmedi. Açlıktan başka bir restoran bulup hızla bir şeyler yedik, çünkü civarda başka seçenek yoktu.

Taksiyle şehir merkezine döndük. Bu arada her şey için pazarlık yapmanız gerekiyor, bu biraz can sıkıcı ama kültür böyle. Riadımızda biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için çatı katında güzel bir şehir manzarası olan Nomad Restoran’a gittik. Mekânın atmosferi çok hoştu, burası da yerel halktan çok turistlere yönelikti. Ancak yemekler yine aşırı kimyonluydu. En risksiz seçenek olan hamburger bile kimyon baskınlığı yüzünden zor yendi.

Yemek sonrası riadımıza döndük. Eşim otelde hamam hizmeti aldı, ben de havuz kenarında oturup onu bekledim. Hamam deneyimi bence oldukça hoş ve riadlarda yaygın bir hizmet. Akşam biraz yürüyüp lokal bir yerde nane çayı içmek istedik. Uzun süre yürümemize rağmen bir yer bulamadık. Tam kapanmak üzere olan bir çay ocağında genç bir çocuk bize yer gösterdi ve orada bir demlik çay içtik. Bu esnada önümüzden geçen dilenciler, başıboş kediler ve türlü sokak manzaraları eşliğinde günü tamamladık.

Ertesi gün kahvaltı sonrası tren istasyonuna geçtik. O gün Marakeş’ten Rabat’a geçecektik. Başkent olması nedeniyle umutluyduk; turistik karmaşadan uzak, daha "gerçek" Fas’ı görebileceğimizi düşünüyorduk. Her iki istasyon da oldukça yeniydi. Fransızların hediyesi olduğunu öğrendik (neyin karşılığında olduğunu sorgulamıyoruz). Trenler modern, QR kodla biniş bile yapılabiliyor — bu, Marakeş’ten sonra biraz tuhaf gelse de çabuk alıştık.

Yol boyunca baharın gelişini izledik; çiçekler, yeşilin tonları, geniş tarlalar eşliğinde 2,5-3 saatlik keyifli bir yolculuk geçirdik. Trende düzenli olarak çay ve atıştırmalık servisi de vardı. Tuvaletler ise tahmin edebileceğiniz gibi berbat.

Rabat istasyonu oldukça nezih bir semtteydi. İlk izlenimimiz “oha, medeniyet” oldu ama kısa sürdü. İstasyondan uzaklaştıkça Marakeş’teki gibi medina ve souk’ların benzeri alanlara ulaştık. Yine de daha sakin ve kokular daha hafifti. Riadımıza yerleştik, ev sahibi bizi nane çayıyla karşıladı.

Deniz kenarında yürüyüş yapalım, bir şeyler atıştıralım dedik ve kendimizi Kasbah adlı bölgede bulduk. Ancak açık bir yer bulamadık, portakal suyu alıp geri döndük. O esnada ne olduysa oldu; 10 dakika öncesine kadar boş olan sokaklar aniden insanla doldu. Tüm fast food dükkanları tıklım tıklımdı. Açık restoran bulamayınca ve iyice kan şekerimiz düşünce ben artık geri dönüyorum dedim. Eşim sağ olsun, takeaway pizza buldu da açlıktan kurtulduk.

Biraz toparlandıktan sonra tekrar dışarı çıktık. Deniz kenarından geçerek meşhur Hassan Camii’ne kadar yürüdük. Bayram nedeniyle kalabalık inanılmazdı. Küçük teknelere doluşmuş insanlar karşıdaki yarımadaya geçiyordu ama pek anlam veremedik.

Hava kararmaya başlamıştı. Metroya binip internette bulduğumuz bir restorana gittik, ama yerinde yeller esiyordu. Çaresizce medina tarafına geri döndük ve uzun uğraşlar sonunda bir kafe tarzı yerde sandviç ve pankek yiyerek akşamı kurtardık. Fazla zorlamanın anlamı olmadığını düşünüp riadımıza döndük. Ertesi sabah bu ülkeyi terk etmek üzere, muhtemelen hayatımızda son kez Fas sınırlarında uykuya daldık.

 

Ülkede neyi sevmediğimizi ve neden bu kadar rahatsız hissettiğimizi sonrasında sık sık düşündük. Bakımsız hayvanlar ve doğa, kişisel temizliğe gösterilmeyen özen, yüz hatlarından dahi anlaşılabilen akraba evliliklerinin yaygınlığı, küçük bir internet araştırmasıyla fark ettiğimiz düşük ortalama IQ düzeyi, kültürel derinlikten yoksun, düzensiz ve kirli şehirler… Ve en çok da, kadınların günlük yaşamda neredeyse hiç görünmemesi bizi fazlasıyla etkiledi. Tüm bunların ışığında, Orta Doğu coğrafyasına bu kadar yakın olmamıza rağmen, Atatürk’ten miras kalan değerlerimize, Türk insanının içten şefkatine, vicdanına ve sevgi dolu yapısına binlerce kez şükrettik. Elbette bu, benim zihnimdeki “eski Türkiye toplumu.” Yeni neslin bu değerlere ne kadar sahip çıktığı ya da uzaklaştığı ise hepimizin düşünmesi gereken bir konu.


        Modern Ezop

Comments

Popular posts from this blog

Geçmişin Yükü

Amca

Ortak Zihin Yoldaşları: Temalı Yalnızlıktan Kurtulmak